Psikoloji HakkındaVideolarım
Anksiyete, ilişkiler, ebeveynlik ve kişisel gelişim üzerine hazırladığım içerikleri YouTube ve Instagram'da yayınlıyorum. Aşağıdan istediğiniz platforma göre filtreleyebilirsiniz.
9 içerik gösteriliyor
Bazen biri sizi göklere çıkarır, bazen bir anda ortadan kaybolur, bazen de size ‘abartıyorsun’ dedirtir. Lovebombing, ghosting, gaslighting. İlişkilerde sık gördüğümüz ama çoğu zaman adını koyamadığımız davranışlar. Videoda biraz eğlenerek anlattık ama arkasında gerçekten yorucu deneyimler olabiliyor. Sen hangisiyle daha çok karşılaştın?
Ama bu sadece bireysel değil. Bu, bir sistem meselesi. Denetimsiz içerikler, sınır koymayan aileler, sorumluluk almayan kurumlar, ve caydırıcılığı tartışılan bir adalet sistemi…
🔱Ayrılık sonrası yaşadığın şey “abartı” değil, beyninin verdiği çok insani bir tepki. Aşık olduğunda beyninde ödül sistemi aktifleşiyor. Dopamin, oksitosin… Yani o kişi senin için sadece “sevdiğin biri” olmuyor, aynı zamanda bir tür alışkanlığa dönüşüyor. Ayrılık olduğunda ise bu sistem bir anda kesiliyor. Bu yüzden onu özlemek sadece duygusal değil, biyolojik bir yoksunluk gibi hissediliyor. Bir de işin psikolojik tarafı var: Sadece o kişiyi değil, onunla kurduğun “gelecek hayalini”, kendini o ilişkideki halinle hissetmeyi de kaybediyorsun. O yüzden bu acı bazen kişiden daha büyük geliyor. Peki ne yapabilirsin? 🌿Kendini hızlıca “iyi hissetmeye” zorlamayı bırak. Bu bir süreç. 🌿Onu özlemenin, aklına gelmesinin normal olduğunu kabul et. 🌿Sürekli analiz etmek yerine duyguyu yaşamaya alan aç. 🌿Teması kesmek (en azından bir süre) iyileşmeyi hızlandırır. 🌿Kendini sadece bu ilişki üzerinden tanımladığın yerleri fark et. Ve en önemlisi: Bu kadar derin hissedebilmen, senin zayıflığın değil. Ama iyileşmek için o derinliği sadece ona yöneltmek zorunda da değilsin.
🔱Evlilikte sorun çoğu zaman iki kişi arasında değil, görünmeyen üçüncü kişilerle ilgilidir: aileler. Partnerin kendi ailesine sınır koyamadığında, bu durum sadece “ailesine düşkün olmak” değildir. İlişkinin içinde bir dengesizlik yaratır. Çünkü artık kararlar iki kişi arasında değil, dışarıdan etkilerle şekillenmeye başlar. Bir süre sonra kendini şunları düşünürken bulabilirsin: “Bizim ilişkimizde neden hep başkalarının sözü geçiyor?” “Ben neden bu ilişkinin içinde yalnız hissediyorum?” Sınır koyamamak çoğu zaman kötü niyetten değil; suçluluk, alışkanlık ve öğrenilmiş rollerden gelir. Ama sebebi ne olursa olsun, sonuç değişmez: ilişki zarar görür. Sağlıklı bir evlilikte “biz” alanı korunur. Aileler kıymetlidir ama ilişkinin merkezinde yer almaz. Ve bazen en zor sınır, en gerekli olandır.
Günümüzde ilişki: biri “beni anla” diyor, diğeri “ben zaten anlıyorum” sanıyor. Biri görülmek istiyor, diğeri çözüm sunarak sevdiğini düşünüyor. Sonra iki taraf da “beni hiç anlamadı” diye ayrılıyor. Kimse kötü değil aslında… sadece herkes kendi yerinden haklı, ama kimse diğerinin yerine geçemiyor. Modern ilişkiler biraz böyle: duyulmadan konuşulan, görülmeden sevilen
🧠Zihin, geçmişte yaşadığı deneyimlerden öğrendiği korkuları alır ve henüz yaşanmamış ihtimallerin üzerine yerleştirir. Böylece ortada gerçek bir tehdit yokken bile “ya olursa” senaryoları üretmeye başlar. Bir süre sonra kişi, gerçekleşmemiş bir geleceğin şimdiden ağırlığını taşımaya başlar. Oysa hayat, kum saatindeki kumlar gibi sadece şu anda akıyor. Belki de bazen kendimize şu soruyu sormamız gerekir: Şu an gerçekten bir tehdit var mı, yoksa zihnim geçmişten bildiği bir korkuyu mu tekrarlıyor?
🔱Kaygı sana hep aynı şeyi söyler: ‘Burada kal. Burası güvenli.’ Ama bazen büyüme, tam da o limandan çıkmaya cesaret ettiğinde başlar.
🔱Bazen birini gerçekten tanımadan sevebilirsin. Çünkü sevdiğin şey o kişi değil, onun sende yarattığı ihtimal olabilir. Zihnin küçük ipuçlarından büyük bir hikâye kurar. Ve o hikâyenin içine, karşındaki insanı olduğundan çok daha farklı bir yere koyarsın. İlişkilerde buna idealizasyon denir. Gerçek kişiyle değil, onun zihnindeki versiyonuyla bağ kurmak. Peki sen hiç birini tanıdıkça değil, tanıdıkça hayal kırıklığı yaşayarak sevdin mi?
Mitolojide Narcissus, başkasına değil, kendi yansımasına âşık olur. Psikolojik düzeyde narsisizm de benzer bir dinamik içerir: Kişi, karşısındaki insanı olduğu haliyle görmekten çok, kendi benlik algısını destekleyen bir “yansıma” olarak deneyimleyebilir. Bu nedenle narsistik ilişkilerde yaşanan kırılma, çoğu zaman sizin değişmenizden değil, artık o yansımayı karşılamamanızdan kaynaklanır. Narsisizmi anlamak, yaşanan deneyimi kişisel bir eksiklik olarak değil, bir ilişki dinamiği olarak görebilmeyi sağlar.
Yeni içerikleri kaçırmayın
YouTube ve Instagram'da her hafta yeni içerikler yayınlıyorum.